27 Aralık 2013 Cuma

Diliyorum...

Zaman ne kadar çabuk geçiyor değil mi?

Daha dün gibiydi eşimle ilk karşılaşmamız. Şimdi bir bakıyorum ki evliliğimizin 2. yılını bitirmişiz. Birbirimize yetiyor olmamız en güzeli gibi geliyor. Birbirimizle eğlenip, birbirimizle yakın arkadaş olmak, aşık olmak, eş olmak ve bazen küs olmak...

Sanırım en önemlisi birbirinden farklı olarak tam olabilmek.

Söyleyebileceğim çok şey var biliyor musunuz ama bir problemim var, o da duygularımı ifade edecek kelimeleri henüz bulamamış olmam. Tek söyleyebileceğim mutluluğumuzun gözlerimizi kapatıp bu dünyaya veda edeceğimiz ana kadar sürmesi.

Yanımızda ailelerimiz ve bizi sevip destek olan insanlarla, el ele torunlarımızı görebilmeyi umuyorum.

İki ihtiyar aşık olabilmeyi diliyorum.


Bu yıl eşimin yaptığı jestler ile bir prenses gibi hissettim kendimi. Şımardım şımarabildiğim kadar, sevdim sevebildiğim kadar.

Gezdik, tozduk ve yine güzel anlar biriktirdik kendimize.

Yazımın sonuna da bir "Maşallah" kondurmak istiyorum...

18 Aralık 2013 Çarşamba

Deri şıklığı

Her kadının dolabında olmazsa olmaz parçalar vardır. Bunlardan biri de deri cekettir. Tam bir kurtarıcıdır deri ceketler. Gece dışarı çıkarken tamamlayıcı olabilir, kotla harika gider, mini etekle şık olur diye saymaya başlarsak sonunu getirmekte zorlanabiliriz.

Bunları yazıyorum ama bu sezon kullanabileceğim bir deri cekete maalesef henüz ulaşamadım. Maillerime bakıp Home Store'nin deri modellerini görünce ise aradığımı bulduğumu anladım.


Bu arada Home Store'nin deri koleksiyonuna baktığımda bir iki parça daha var ki beni kalbimden vurdu. Elbise ve özellikle deri detaylarıyla etekler harika. Deri ceket dışında kıyafetlerde deri olaylarından pek hoşlanmam. Fazla rüküş gelir bana, özellikle de deri pantolonlar. Bu koleksiyondaki ürünlerde gayet şık ve ölçülü deri kullanımı var.

Bildiğim kadarıyla artık Home Store ve Emel Acar arasında bir bağ kalmadı. Allahtan Emel Acar Home Store markasını daha fazla katletmeden bu işi bıraktı. Şu an bu deri koleksiyonunu Emel Acar'ın yaptığını hayal edemiyorum. Sanırım ülkede toplu intiharlara neden olabilirdi bu çalışma.

Neyse bunları bir kenara bırakıp, bu sezon deri ceketler, deri detaylarla süslü elbise ve eteklerle şıkır şıkır ve kadınsı hallere bürünüp 2014 kışının tadını çıkaralım.



Karşı konulmaz çikolata aşkı

"İsviçreli çikolata ustalarının en yumuşak eseri olan Lindor, sizi çikolatanın büyülü dünyasını keşfetmeye davet ediyor." cümlesini okudum ve kendimden geçtim. Evet, ben de o büyülü dünyanın içerisinde olmak ve oradan hiç çıkmamak istiyorum. 

Yurtdışı seyahatlerimde eve dönerken kendime aldığım tek armağandır bu kırmızı kutular içerisinde duran lezzet bombaları. Şimdi maillerime bakarken Lindor bültenlerinde yazan bu cümleyi görünce aşkımı yazmadan geçemedim.

Benim çikolataya olan düşkünlüğümü bilmeyen yoktur. Türk kahvesini çikolatasız içemem, gün içerisinde minik bir doz çikolata almam şarttır. Çikolatayı gerçekten seven insanlar her çikolatayı da yiyemez. 

Çikolata ile aşkım sunumu ile başlar. Güzel sunulan bir çikolata gönlümü hemen çalar. Sonra sıra tadına bakmaya gelir ki işte aşk o anda başlar...

Lindor kırmızı renge duyduğum aşk ile ilk bakışta dikkatimi çeken bir çikolata. Ama inanın tadına bakıldığında da aynı duyguyu yaşatıyor. O minicik yuvarlak çikolatayı ısırdığınızda yumuşacık dolgusu ile gerçek çikolataya doyuyorsunuz.

Yeni yıla girerken sevdiğiniz insanlara alabileceğiniz şık ve tadına doyulmaz bir hediye alternatifi önerisi olarak bir yerlere not edin lütfen: Karşı konulmaz çikolata aşkı, Lindor...


26 Ekim 2013 Cumartesi

Milföylü Nutellalı çıtır tatlılar

Az önce canımız tatlı isteyince ne yapalım diye düşündüm. Dolabın kapağını açtım, evimde ne var ne yok diye mutfakta küçük bir teftişte bulundum. Elde olanlar; Milföy hamuru, meyve ve Nutella.

Sonuç: Hafif, çıtır çıtır ve lezzetli bir tatlı.

Eminim bu pratik tarifi deneyenleriniz olmuştur. Ama ne olur ne olmaz diye düşünerek hemen size tarifi ve hazırlanışını yazmak istedim.

Malzemeler:

* Milföy hamuru
*Muz veya sevdiğiniz başka bir meyve
*Nutella
*Yumurta

Hazırlanışı: Milföy hamurlarınızı 15-20 dakika oda sıcaklığında çözüldükten sonra iki şekilde tatlılarınızı hazırlayabilirsiniz. İsterseniz milföylerinizi yağlı kağıt serili fırın tepsisine dizerek üzerlerine bir çatalla birkaç delik açıp fırına atabilirsiniz. Milföyleriniz kızardıktan sonra fırından çıkarıp üzerine Nutella sürüp istediğiniz meyve ile süsleyerek servis edebilirsiniz. Ya da isterseniz milföyleriniz çözüldükten sonra merdane ile açıp dörde böldükten sonra içlerine Nutella sürüp kapatabilirsiniz. Üzerlerine yumurta sarısı sürüp fırına attıktan sonra kızarmasını bekleyin. Çıtır çıtır olan tatlılarınızı fırından çıkarıp yanında meyve ile servis edebilirsiniz. Emin olun iki haliyle de tatlılarınız harika olacak. Önemli olan sevginizi katmanız.


Afiyet olsun...


24 Eylül 2013 Salı

AŞK dolu Cunda...

Üç defa yolum düştü Cunda'ya... Üçünde de ayrı güzellikle yaşadım, farklı anılar biriktirdim. Güzel anılarımın ev sahibi, güzel Cunda...

Bazen aşırı kalabalık, bazen çok sakin, bazı noktaları eğlenceye doymaz, bazı yerleri sessiz. En güzel yanı denizi. Pırıl Pırıl parlayan ama çivi gibi soğuk ve tertemiz...

En son 2011 yazında eşimle gittiğim tatil ise en unutulmaz olanıydı. Cunda Alibey Adası'nda konumlanmış Ortunç Club benim için en unutulmaz yerlerden biri oldu. Cunda'nın kalabalığı içerisinde değil ama yanı başında, öyle diğer bildiğiniz oteller gibi tıklım tıklım da değil. Denizi mavi bayraklı bir koyda, manzarası ise uçsuz bucaksız.

Daha ne olsun?

(İç sesimden not: Önemli bir ayrıntıdan bahsedeyim; otele çocuk alınmıyor. Yaş sınırını hatırlamıyorum ama otelin hiçbir yerinde çocuk olmadığını hatırlıyorum.)

Otel kısmı iki katlı. Her biri o güzel denize bakıyor. Uyanır uyanmaz balkona çıktığınız da adete aydınlanıyor dünyanız.

Ne bir korna sesi, ne bir gürültü.

Otelde herkes sakin, telaşsız.

Tatil dediğin de böyle olmalı zaten.


Ortunç Club'da konaklayıp Cunda'nın içerisinde de vakit geçirebilirsiniz. Otel oda-kahvaltı konseptinde. Bu durumda akşam sizi bağlayan bir şey yok. Çıkıp Cunda limanda ki harika balık restoranlarından birine gidebilirsiniz. Özellikle oraya özgü olan Papalina yemenizi öneriyorum. Balık keyfiniz sonrasında sahile yürüyün. Yürürken de o muhteşem vanilya kokusunu takip edin. O koku sizi ünlü Ayvalık dondurmasına götürecek. Özellikle sakızlı dondurmayı tatmadan dönmeyin.

Bu arada Ayvalık Tostu denen o muhteşem şeyi ana vatanında yemeyi unutmayın. Nasıl ki İskender Bursa'da yenirse, Ayvalık tostu da Ayvalıkta yenir. Özellikle Şeytan Sofrası'na gitmelisiniz. Güneşin batışını görebileceğiniz en güzel yerlerden biri. Dilek ağacına dileğinizi asın, gezin tozun ama güneşin batışı bir kadeh şarap (ya da isterseniz ayvalık tostu) eşliğinde izlemeyi unutmayın. İşte manzara, işte romantizim... 

Tekne turları da deneyebileceğiniz alternatiflerden biri. Birbirinden güzel koyları gezip, keyifle eğlenebilir ve aynı zamanda güneşlenebilirsiniz.

Akşamları sakin geçirmek istemiyorsanız çıkın Cunda sahile, o küçücük sahili baştan sona turlayın. Pazara mutlaka girin. Takılar, süsler, el işi kıyafetler ve daha neler neler...

Tatiliniz bitip evinize dönmeden önce zeytin ve zeytin yağı alışverişinizi yapın mutlaka. Hatta zeytinyağlı sabunlar, çeşitli otlar ve en önemlisi sakızlı lorlu kurabiyelerden alın. Bir ürünü ustalarının elinden almak gibisi yok. 

Ahhh Cunda ahhh. Sen ne güzelsin...


14 Ağustos 2013 Çarşamba

Cumalıkızık, Bursa ve Gemlik'i görün...

Dikkat ettim de blogumda bol bol yemek tariflerine yer vermeye başladım. İyi güzel ama biz sadece yemek yiyerek yaşamıyoruz. Aksine beni tanıyanlar bilirler, gezmeyi çok severim. Eşimde benim gibidir. E hal böyle olunca biz sık sık gezen bir aile olduk. Durum böyle olunca ben artık gittiğim yerleri de biraz yazayım dedim.

İlk olarak hafta sonu kaçamağı için gittiğimiz Bursa gezimizi yazmak istedim sizlere. Aslında amacımız Bursa'ya gitmek değildi. Ben Cumalıkızık'a gidelim istedim, sonra bir baktım eşim konaklamayı ayarlamış, rezervasyon yapılmış biz valiz hazırlıyoruz.

Tabii gezmenin kötüsü olmaz dedik ve çıktık yola. Hemen gezi planımızı anlatayım sizlere. Küçük kaçamağımız için sabah erkenden yola çıktık. Hedefimizin Cumalıkızık'a gidip orayı gezmek ve keyifli bir köy kahvaltısı yapmaktı. Amacımıza da ulaştık ve harika bir köy kahvaltısı yaptık. Çok sevimli bir mekanda, koca koca ağaçların gölgesinde semaverden çayımızı yudumlayarak başladık güne. Mekanın adı Maviboncuk. Gözlemesi, köy eğmeği ve köy yumurtası miss gibiydi. Hele semaverde kaynayan çay beni benden aldı. Oturduk, kafamızı dinledik ve en önemlisi birbirimizi dinledik eşimle. Mekanın tadını çıkardıktan sonra küçük bir köy olan Cumalıkızık'ı gezdik. Emin olun gezimiz çok uzun sürmedi. Kısa bir köy turu, bol bol fotoğraf çekimi, köy ekmeği alışverişi ve bahçelerden koparılmış meyve alışverişi yaptıktan sonra atladık arabamıza ve Bursa merkeze doğru yola çıktık.


Holiday İnn'de konaklamamızı ayarlamıştık. Bende otele gidip biraz dinlenelim istedim. Neden diye merak ediyorsanız hemen belirteyim, Bursa halkı maalesef pek iyi araba kullanmıyor. Işık neymiş, trafik kuralı var mıymış gibi bir durumdalar. Eminim herkes öyle değildir ama tüm seyahatimiz boyunca korku dolu anlar yaşadık. Hele ben, tedirginlikten yerimde duramadım. O nedenle otelde dinlenmek iyi gelir diye düşündük ve odamıza geçtik. Otel fena değildi ama orada konaklamayı düşünürseniz beklentinizi çok yüksek tutmayın derim.

Biraz dinlenme sonrasında akşam yola çıktık ve Gemlik'e gittik. Eşim İstanbul'dayken çok güzel bir balık restoranına rezervasyon yaptırmıştı. Ben merak içinde nereye gideceğimizi bilmez bir halde hazırlandım ve yine çok beğendiğim bir mekana gittik. Gemlik Kıyı Balık, herkese önereceğim bir mekan. Eşim de ben de hem mekanı, hem yemekleri hem de servisi çok beğendik. Harika bir manzara eşliğinde çok keyifli bir yemek yedik. Hayatımda en uzun oturduğum masalardan biri oldu. 2 kişi olarak, sanki çevremizde başka insanlar yokmuşcasına keyif aldık birbirimizden.

Otele dönerken bir çılgınlık yapalım dedik ve Bursa'nın bilinen bir işkembecisine gittik. Ben işkembe çorbası içmiş bir insan değilim. Deneyelim bakalım dedim ama bir iki kaşık sonra bıraktım çorbayı. Değişikti bir deneyimdi benim için ama olsun her tadı denemek lazım bu hayatta, çok sınırlandırmamalı insan kendini.

Uzun ve dolu dolu geçen bir gün ardından sonunda kendimizi otele attık dedik ve oldukça geç bir saatte günü noktaladık. Sabah bomba bir kahvaltı sonrası bu defa Bursa sokaklarını arşınlamaya başladık. Bursa içerisinde gezilecek çok fazla tarihi nokta var. Vaktimiz yettiğince gezdik. Özellikle Bursa Ulu Camii'yi görmenizi öneriyorum. 


Dolu dolu bir gün sonrasında ise evimize dönmek için çıktık yola. Tek üzüldüğüm ünlü Bursa İskender Kebabı'ndan yiyememek oldu. Çünkü daha fazla yiyecek yer kalmamıştı bende, onu da bir başka zaman yerim diyerek dünyadaki en huzurlu yer olan evimize döndük.

Ne olursa olsun "Evim evim, güzel evim" derim.

Gezmeye sevenlere ise Cumalıkızık, Gemlik ve Bursa gezisi öneririm.

7 Ağustos 2013 Çarşamba

Bayram geldi, hoş geldi...

Kendimi yine harika hissediyorum.

Neden diye merak edersiniz diye hemen söylüyorum; ben bayramlarda çok mutlu olurum.

Neden bilmem ama bayramları çok severim.

Her bayram içim içime sığmaz, bitmez tükenmek bilmez bir heyecan duyarım.

Bayram yemeklerine ve bayram ziyaretlerine bayılırım.

Az ya da çok fark etmez, bir aileniz olması bayramları güzelleştiren en temel noktadır.

Evinize bir kişi bile gelse ya da siz bir eve bile ziyarete gitseniz bayram yine bayramdır.

Yeter ki sağlık, mutlu ve huzurlu olun.

Şimdiden herkesin bu güzel günü yani Ramazan Bayramı kutlu olsun.

Şeker tadında, kahkahalarla dolu bir bayram olsun...